Kısasa (kasten adam öldürenin idam edilmesine) karşı çıkanlar şu delillere dayanmışlardır: 1. İnsanlığın faydasına olduğu gerekçesiyle bile olsa insanın tabiatı kısas ve idamdan nefret etmekte, vicdanı onu reddetmektedir. 2. Öldürme olayı bir insan kaybı olduğu gibi idam da ikinci bir cana kıymadır, insan kaybıdır. 3.
İslâm öncesinde Araplar intikam ve kısasta ısrar ederler, diyet (kan bedeli) karşılığında sulhu ayıp sayarlar, bunu yapanları para karşılığında maktulün kanını satmakla suçlarlardı. İslâm kısası tâdil edip adalet ve hakkaniyete uygun ve devletin uygulayacağı bir ceza haline getirdikten sonra, meşrû görmekle beraber, maktulün yakınlarına kısastan vazgeçme ve bunun yerine diyet kabul etme seçeneğini de getirmiş;
Başbakan “katili affetme yetkisi maktûlün varislerine aittir” deyince siyasi ve İslami muhalefetten itiraz sesleri yükseldi; “bu söz laikliğe aykırıdır, bu ancak şeriata düzeninde olur, bu kabile ve aşiret düzeninde geçerlidir” gibi sözler edildi.
Şehid kelimesinin asıl kök manası tanıklıktır.
Allah yolunda öldürülen kimseye şu münasebetlerle şehid denmiştir:
İkinci Vatikan Konsili’nde alınan kararlarda her ne kadar Hristiyanların diğer dinlere bakışında bir yumuşama görülüyorsa da “Katolik kilisesi, dinlerarası diyalogu hristiyanlaştırma misyonunun bir aleti olarak kullanacağını” açıkça ifade etmiştir. Bu sebeple ben de 2005 yılında yayımlanan “Dinlearası Diyalog Nedir?” isimli kitabımda şunları yazmıştım:
Mürşid kelime olarak “yol gösterici” anlamına geliyor. Bir tasavvuf terimi olarak ise, “kendisine bağlanan ve İslâmî bir terbiyeyi gönülden arzu irade eden insanları (mürid) eğiten “merkez insan”ı anlatıyor. Mürşid mürid ilişkisi, tamamen bir kalbî eğitim meselesidir. İslam insanını Rasûlullah’ın örneklediği ölçüler içinde her nesilde yeniden yeniden inşa misyonudur. İslam insanı olabilmek için kalbî bir eğitim [...]
YIL 1926… Yer Erzurum… Şehirde gizli bir heyecan var…Bir kadın asılacak… Osmanlılar zamanında kadınlar idam edilmezmiş… Bir meydana bir sehpa kurulmuş… Jandarmalar kadını götürüyorlar… Kadın çarşaflı… O tarihte Anadolu’da bütün Müslüman kadınlar çarşaflıydı… Kadının suçu ne? Yeni çıkartılan Şapka Kanunu’nu tenkit etmiş…
1887 yılında Balıkesir’de doğdu. Babası, Ulemadan Çantayoğlu Halil Cenabi Efendi, annesi Sincanlıoğullarından Kepsutlu Hatice Hanımdır. Hasan Basri Çantay, ilk tahsilini Arap hoca ve ibtidaî-i Kebir mektebinde gördükten sonra Balıkesir İdadisi’ne girer. Bu sırada babası bir hastalıktan vefat eden Çantay, ağlaya ağlaya okulu terke, üç kız kardeşi ve annesinin sorumluluğunu da yüklenmeye mecbur olur.
Azerbaycan’a kendimizi neden daha yakın hissederiz hiç düşündünüz mü? Biz Azerbaycan’ı gezerken bu yakınlığı daha da yakından hissettik. Sonradan öğrendik ki;
Osmanlı-Rus harbinde gerek Kafkasya’dan gerekse Rumeli tarafından Anadolu’ya 1.5 milyon dindaşımız göç etmiştir
Gıybetçilerin, yahud, itikadî konularda yanlış görüşe sahib olanların sözlerini kesmek, tashih etmek, nezaketsizlik değildir, bilakis istikametdir. Dînî vazifedir, adalettir.
Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz,