Zulmü Alkışlayamam
Zulmü Alkışlayamam Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Zulmü Alkışlayamam Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
1
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ
(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.
Japonya’ya ilk giden eğitim gönüllülerimiz bir okul açabilmek için durmadan çırpınıyor, üst seviye insanlarla tanışıp görüşebilmek için de gayret gösteriyorlar… Onları uzaktan seyreden, ülkenin köklü ve asil ailelerinin bir mensubu da onlarla tanışmak istiyor.
Kâinatın Efendisi’nin nazarlarıyla yetişen bir gül de Ebû Ubeyde bin Cerrâh’tır. Genç yaşta İslâmiyet’e girip Allah Rasûl’ünün elinden âb-ı hayat içmiştir. Ömrünün her bir anını bu yolda dolu dolu yaşayarak geçirmiştir.
Bir gün, mutasavvıf İbrâhîm b. Edhem (k.s.), Basra sokaklarından geçerken, halktan bir topluluk etrafını sarıp şu soruyu sordular:
“Yâ İbrâhîm! Bunca zamandır dua ederiz, Hakk Teâlâ duamızı kabul etmez. Halbuki O, Kur’ân-ı Kerîm’inde: “Bana dua ediniz, ben de size karşılığını vereyim.” (el-Mü’min 40/60) buyuruyor. Bunun sebebi nedir?”
Ragıb’ın beyanına göre hased; nimet verilmiş olan kimseden o nimetin zevalini istemek yani o kimsede, o nimetin kalmayıp yok olmasını temenni etmektir.
Bazı alimler de “Kişinin bu nimete kendisinin sahip olmasını temenni etmektir” diye tarif etmişlerdir.
Mümin, çalışıp kazanır. Kazandıklarından da Allah için ihtiyaç sahiplerine verir, yani infak eder. Müminin kazanması gözü doymamış bir harislikten değildir. O, hırs tuzağına yakalanmaz. Çünkü bilir ki sahip yalnızca Allah’tır. Kendisini sahip sanmak yolunu şaşırmaktır ve o böyle şaşıranlardan olmaz.
Künyesine nisbetle anılan mezhebin kurucusu olup, asıl adı Nu’man bin Sabit’tir. İmâm-ı A’zam lakabı ile tanınmaktadır. Aslen İran’lı olan Nu’man bin Sabit, ilk önce Kûfe’de Kur’an’ı hıfzetti; Arapçanın o zaman henüz kurulmakta olan sarf ve nahiv ile şiir ve edebiyatını öğrendi.
Oğlum!
Sana ilk vasiyetim, takvaya riayet etmendir.
Vasiyetler arasında önce takvanın zikredilmesinin sebep ve hikmeti, tatların en üstünü olmasıdır. Takva ile temizlenip tatla süslenirsin.
Son devir din âlim ve velîlerinden. Adı Süleymân Hilmi, soyadı Tunahan’dır. Babası zamânın müderrislerinden Hâfız Osman Efendidir. Soyu Fâtih Sultan Mehmed Hanın “Tuna Hanı” olarak tâyin ettiği ve kendi kız kardeşi ile evlendirdiği İdris Bey’e dayanmaktadır.