Yahya Efendi

Beşiktaş’taki Şeyh Yahya Efendi dergahı, her kesimden insanın kalbine huzur, ruhuna neşe dağıtıyor. Başı örtülü ya da açık, namaz kılan kılmayan, zengin fakir.. herkes Yahya Efendi’yi vesile ederek Allah’a dua ediyor, gözyaşı döküyor. Beşiktaş’tan Ortaköy’e doğru hem yaya hem araç trafiği çok yoğun olan Çırağan caddesinde, lüks otomobillerden yükselen müzik sesleri ve gençlerin kahkahaları arasında yürürken, Yıldız Korusu girişinden hemen sonraki Yahya Efendi sokağına sapıverin. Daha taş döşeli yokuşu çıkmaya başlarken içinizin ısındığını, manevi bir huzurun kalbinize yayıldığını hissedersiniz. Duvar diplerinde dilencilerin oturduğu yokuşu tırmanıp, Yahya Efendi’nin 1538’de yaptırdığı çeşmeden sonra sağa dönün. Mezarlığın arasındaki yoldan çıkılıyor Şeyh Yahya Efendi’nin dergahına. Burada ilk fark ettiğiniz şey mezarlardan ürkmediğiniz olur. Çünkü, ağaç ve çiçeklerle dolu bu mekanda, hayatla ölüm o kadar iç içe geçmiş ki, değil ölümden korkmak, asırlardır bu toprağın altında yatanların dostane ‘hoşgeldin’lerini duyarsınız; kim olursanız olun. Tıpkı Yahya Efendi’nin yaşarken yaptığı gibi. 1495’te dünyaya gelen Yahya Efendi, Trabzon kadısı Ömer Efendi’nin oğludur. Kanuni Sultan Süleyman’ın da süt kardeşi oluyor. Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan’ın sütü az olduğundan Yahya Efendi’nin annesi Afife Hatun küçük Süleyman’a süt vermiş. Kendisine ağabey diyen Kanuni’yi bazı icraatları yüzünden azarladığı da bilinen Yahya Efendi, İstanbul’da eğitim görür ve devrinin önemli alimlerinden biri olur. Medresedeki görevinden emekli olduktan sonra, o zamana göre İstanbul’un ücra bir köşesi sayılan Beşiktaş’ta, Yıldız tepesinden sahile kadar uzanan geniş araziyi satın alır. 1570’de vefat edince de dergahına defnedilir. Yakın çevresinde daha çok gayrimüslimler yaşadığı için, misafirleri de çoğunlukla bu insanlar olur. Anlatılan menkıbelere göre, Yahya Efendi’nin dergahına uğrayan hiç kimse nasipsiz ayrılmaz. Birçoğu kerametlerine, iyilikseverliğine ve engin hoşgörüsüne bakarak Müslüman olur. Yahya Efendi denizcilerin de piridir. Denizciler uzun yolculuklara çıkmadan önce ona uğrayıp duasını alırlarmış. Bugün denizciler Yahya Efendi’ye geliyorlar mı bilinmez ama, İstanbul’da, hatta Türkiye’nin diğer illerinde yaşayan çok farklı kesimlerden insanlar dergaha gelip dua ediyor. Kimi günahlarının affı için, kimi dileklerinin kabulü için Yahya Efendi’yi Cenabı Hakk’ın katında dualarına vesile kılarak gözyaşı döküyorlar. Yahya Efendi’nin hoşgörüsü dergahın her yerine öyle sinmiş ki, buraya gelen hiç kimse kendini yabancı veya iğreti hissetmiyor. Kadın ve erkek her türlü insan, istediği kıyafetle gelip, sesizce duasını edip namazını kılıp çıkıyor. Sanat camiasından birçok ünlü isim de dergahın müdavimlerinden. Dergah gün boyunca hiç boş kalmıyor. Sabah namazında daha çok öğrenciler gelirken, öğlene doğru vefat eden yakınları için Kur’an–ı Kerim ve mevlit okutmak isteyen çoğunluğu kadın olan gruplar dolduruyor dergahı. Sık sık Yahya Efendi’ye gelerek dua eden Ayşe Hanım, babası vefat edince Kur’an okutmak için de burayı seçmiş. Derya hanım ise, hem geçmişlerinin ruhuna Kur’an okumak hem de çocuklarına hayırlı kısmetle çıkması için dua etmeye gelmiş. Yoğun işlerinden fırsat bulduğu nadir zamanlarda dergaha gelip dua ederek huzur bulduğunu söyleyen Eda hanım, sadece buraya geldiği zamanlarda başını örtüp namaz kılıyor. Dergahın bölümleri o kadar iç içe geçmiş ki, çeşme, türbeler, sandukalar, cami ve mezarlar hep iç içe geçmiş. Yahya Efendi’nin türbesi ile bitişik olan caminin üst katta bulunan hünkar mahfili kadınlara ayrılmış. Türbedeki sandukalar arasında birer köşeye çekilmiş kadınlar ve erkekler, dua ediyor, başını yere koyup sessizce gözyaşı döküyor. Türbenin yeşil halısına birkaç damla gözyaşı emanet ettikten sonra yokuşu çıkarken bakmadığınız dilencilere, bu sefer cebinizdeki tüm bozuklukları vermeden geçemezsiniz.

www.ailem.zaman.com.tr

Yorum YazılmamışEkim 3rd, 2009

Leave a Reply