Evlat Edinme
Çok konuşulan ama bütün yönleri ile ele alınmayan bir mevzudur evlatlık edinme meselesi. İslamî değerlere saygılı kesim genelde bu meseleyi sadece mahremiyet perspektifinden değerlendirip diğer boyutlarını ihmal eder.
Bu tesbiti başta belirtmemizin sebebi üç hafta devam edecek yazımızda okuyucuyu önyargılarını bir kenara bırakmaya davettir.
Evlatlığın tarihî, siyasî, iktisadî, insanî ve tabii ki dinî boyutları vardır. Tarihî perspektifte gözümüze çarpan Kur’an’ın Hz. Yusuf’un, kendisini köle olarak satın alan üst düzey yöneticisi, Hz. Musa’nın ise Firavun’un karısı tarafından evlatlık edinildiğini anlatmasıdır. Zeyd b. Harise’nin Efendimiz (sas)’in evlatlığı olduğu yine tarihî gerçeklerdendir.
Pekala o dönemlerde neden insanlar evlatlık edinirlerdi? İnsanî perspektiften baktığınızda, çocuğu olmayan ailelerin çocuk sevgisi hislerini tatmin, ailenin devamını bu yolla sağlama, çocuğun daha iyi şartlarda yaşamasını temin, daha iyi eğitim imkânları sunarak topluma kazandırma gibi şeyler, zannederim ilk etapta akla gelen sebeplerdir.
Sosyal, kültürel ve iktisadî şartlar zaviyesinden karşımıza başka sebepler çıkar. Söz gelimi, ucuz iş gücü elde etme, cinsel istismar, geçimsizliğin, hatta dargınlığın söz konusu olduğu akrabaları mirastan mahrum etme -ki maalesef günümüzde de hâlâ uygulanan bir metottur- ve nesebi belli olmayan çocuklara nesep kazandırma veya aslî nesebi ret ile başka bir nesebe iltihak bu çerçevede söylenebilecek gerekçelerdir.
İster buraya saydığımız sebepler, isterse bilmediğimiz başka gerekçelere bağlı olarak İslam evlatlık edinmeyi yasaklamıştır. Ahzâb Suresi 4. ve 5. ayetler çok özlü bir şekilde bu yasağı anlatır. “Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz mânâsız sözlerden ibarettir. Allah gerçeği söyler ve doğru yola iletir. Öyleyse evlatlara babalarını esas alarak isim verin. Böyle yapmak Allah nezdinde daha doğrudur. Eğer babalarını biliyorsanız bu takdirde onları kardeş veya mevla olarak kabul edin. Yanılarak isimlerde yaptığınız hatalardan dolayı size vebal yoktur ama kalblerinizin kasden yaptıklarında vebal vardır. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.”
İllet ve hikmet gözlüğüyle bu ayetleri incelediğimizde akla gelen şeylerden birincisi neseplerin karışmasının engellenmesidir. Nesep karışıklığı her toplum için büyük bir felakettir. Bu sebeple Kur’an çocukların gerçek babalarına nisbetle adlandırılmasını açıkça emretmektedir. Nitekim Efendimiz’in hürriyetine kavuşturduğu kölesi Zeyd’e, Zeyd b. Muhammed deniyordu. Ayetin nüzulünden sonra gerçek babasına nisbet edilerek Zeyd b. Harise denilmeye başlandı.
İkinci olarak, yine cahiliye dönemi uygulamalarından olan şu veya bu sebeple aslî nesebini reddedip başka neseplere iltihakların önünü kesme, illet veya hikmet olarak zikredilebilecek bir başka husustur. Efendimiz (sas)’in bu çerçevede çok sert sayılabilecek beyanları vardır. Ezcümle: “Her kim babasından başkasına kendini nispet ederse, Allah’ın laneti kıyamete kadar onunla olsun, peşini takip etsin.”(Tirmizi, Vasaya, 5), “Bile bile başkasının oğlu olduğunu iddia eden hiçbir kimse yoktur ki küfretmemiş olsun.”(Müslim, İman, 27)
Özetle ifade edecek olursak; Kur’an’ın evlatlığı yasaklayan bu emirlerinden anladığımız, evlatlık vesilesi ile kurulan sun’i nesep bağı, ne ilm-i İlahi, ne de halk katında hakiki bir anlam ifade eder. Dolayısıyla bu yasaklamaya rağmen gerçekleşen evlat edinmeler, hukukî bir sonuç doğurmaz. Yani çocuğun gerçek anne-babası ve akrabaları ile nesep, evlilik, miras, tesettür vb. alanlardaki ilişkisi aslî şekline göre devam eder. Ebeveynin çocuk, çocuğun ebeveyn üzerindeki hak ve ödevlerinde bir değişiklik olmaz.
Evlatlığın “koruyucu aile” bağlamında ele alınması gereken ve belli şartlara uymak suretiyle cevaza kapı aralayan başka boyutları da var. Haftaya devam niyetiyle.
AHMET KURUCAN