Vade farkı
Bazıları bu vade farkını faize benzeterek şüpheyle karşılamaktalar. Halbuki, dindar bir tüccarın veresiye farkı koymayıp ta (faiz olur korkusuyla) vâdeliyi de peşin fiyatına satması, kısa zamanda ticari hayattan silinip yok olması demektir. Bu da İslamın ticaret hukuku, günün ihtiyaçlarını karşılamıyor şeklinde anlaşılmasına da sebep olur. Halbuki, İslamın koyduğu ölçüler kıyamete kadar meydana gelecek yeniliklere cevap verecek elastikiyet ve özelliğe sahiptir. Yeter ki ehlinden öğrenilsin, ya da kaynağından okunsun.
Nitekim Serahsi gibi büyük fıkıh kaynakları:
? Peşin fiyatına veresiye farkı ilave ederek zamlı satmak caizdir, veresiye olduğu için ilave edilen fark faiz olmaz, haram da sayılmaz! demişlerdir.
Yeter ki ilave edilen bu veresiye farkı, fahiş miktara yükselmesin, müşterinin parasızlığı fırsat bilinerek aşırı kâr yüklemesine gidilmesin.
Burada tereddüt edilen şu ayrıntıya da dikkat çekmek isterim.
Vadeli satışlarda veresiye farkı koymak caiz olunca, vadenin de aylara bölünerek gelecek her aya uzaklığı nispetinde fiyat farkı ilave etmenin de caiz olacağı kendiliğinden anlaşılır.
Müşterinin önüne çok seçenek sunmanın caiz olmasının tek şartı; pazarlığı ortada bırakmayıp bu çok seçenekten peşin mi vadeli mi, vadeli ise kaç ay vadeli olacağını açık seçik tespit etmek, nizaı mucip belirsizlikte bırakmamak, listedeki şıklardan hangisi tercih ediliyorsa onda anlaşmayı kesinleştirmektir. Pazarlık ortada bırakılmayıp şıklardan birinde açıkça karar kılındıktan sonra mesele bitmiştir. Çok seçenekli vadeli satışlarda bir şüphe ve tereddüt artık söz konusu olmaz. Aslında helal ticarete haram karıştıran mühim bir başka husus da:
? Satış sırasında, malı olduğundan fazla övmek, olmayan vasıflarını varmış gibi gösterip değerinden fazlaya satmak!. Nitekim bazı pazarcılar tezgahın önüne sağlam ve temiz malları sıralıyor, arkasına ise çürüklerini yığıyorlar. Yani öndeki iyileri gösterip arkadaki çürükleri iyi fiyatına satıyor, böylece helal kazancına haram karıştırıyorlar. Bu türlü hiyleleriyle, sıddıklarla birlikte olacak sadık satıcılardan olmadıklarını ifade etmiş oluyorlar.
Halbuki, malı olduğu gibi göstermeli, malda olmayan vasıfları varmış gibi takdim etmemeli, ya da müşterinin kendi takdirine bırakarak, ?mal meydanda takdir sizindir? demekle yetinmelidir.
Peygamberimiz müşterisini aldatmayan doğru sözlü sadık tüccarlara, sıddıklarla beraber olma müjdesini verdiği gibi, müşterisini aldatan yalancı satıcılara da :
? ?Men gaşşena feleyse minna!? İkazında da bulunmakta, ?Aldatan bizden değildir!?demektedir. Evet, ister alırken olsun isterse satarken, aldatan, Resulüllahın sevdiği ümmetinden değildir!. O?nun sevdiği ümmeti, hem alırken hem de satarken aldatmayan kimsedir.
Geniş bilgi için bakılacak kitap: Prof. Dr. Hamdi Döndüren?in (İslami ölçülerle Ticaret Rehberi)dir.
Ahmed ŞAHİN
Nisan 8th, 2010 at 00:11
Iyi bir baslangic